Napolyon Bonapart, sıradan bir topçu subayından nasıl bir imparator oldu ve nasıl Rusya’nın karlarında çöktü? Neden sonuç ilişkileriyle anlatıyoruz.
Bugün sizlere sıradan bir aileden gelen bir gencin, nasıl bütün bir kıtayı titrettiğinin ve sonunda kendi hırsının kurbanı olduğunun hikayesini anlatacağız. Napolyon Bonapart’ın hikayesi, aynı zamanda bir önceki makalemizde anlattığımız Fransız Devrimi’nin kaosundan doğan bir hikayedir.
Napolyon, Fransa’nın soylu bir ailesinden değil, Korsika adasından, orta halli bir ailenin çocuğuydu. Yine de otuz beş yaşına geldiğinde, tarihin gördüğü en büyük imparatorluklardan birinin başındaydı.
Devrimin Kaosundan Doğan Fırsat
Bir önceki makalemizde anlattığımız gibi, Fransız Devrimi krallığı yıktıktan sonra Terör Dönemi’ne, ardından da büyük bir siyasi belirsizliğe sürüklenmişti. Ülke içeride kaos, dışarıda ise komşu monarşilerin saldırılarıyla boğuşuyordu. İşte tam bu belirsizlik ortamı, genç bir topçu subayına parlamak için eşsiz bir fırsat sundu.
1793’te Toulon kuşatmasında gösterdiği askeri dehayla adını duyuran Napolyon, 1795’te Paris’te bir ayaklanmayı topçu ateşiyle bastırarak hükümetin gözüne girdi. Devrimin yarattığı otorite boşluğu, disiplinli ve hırslı bir askeri lider için mükemmel bir zemindi.
Bir Generalden Bir İmparatora
Napolyon, İtalya ve Mısır seferlerindeki başarılarıyla halkın gözünde adeta bir kahramana dönüştü. 1799’da, hükümetin zayıflığından faydalanarak bir darbeyle iktidarı ele geçirdi ve kendini “Birinci Konsül” ilan etti. Beş yıl sonra, 1804’te ise bir adım daha ileri giderek kendini “Fransızların İmparatoru” ilan etti.

Burada ilginç bir ayrıntı var: taç giyme töreninde, Papa’nın tacı kendisine takmasını beklemek yerine, tacı kendi elleriyle başına koydu. Bu jest, gücünün kaynağının kiliseden ya da eski soylu düzeninden değil, kendi başarılarından geldiğini herkese göstermek içindi.
Avrupa’yı Titreten Zaferler
Napolyon’un askeri dehası, art arda kazandığı zaferlerle kanıtlandı. Özellikle 1805’teki Austerlitz Muharebesi, askeri tarihte hâlâ ders olarak okutulan bir taktik başyapıtıydı. Rusya ve Avusturya’nın birleşik ordularını, sayıca dezavantajlı olmasına rağmen ustaca bir manevrayla yendi.
Bu zaferler dizisi, Napolyon’a neredeyse tüm Avrupa’yı doğrudan ya da dolaylı olarak kontrol etme gücü verdi. İspanya’dan Polonya’ya kadar geniş bir alan, ya doğrudan Fransız yönetiminde ya da Napolyon’un müttefiki krallıklar altındaydı.
Rusya Seferi: Neden Girdi, Nasıl Geçti?
Peki Napolyon, Avrupa’nın büyük bölümüne hakim olduğu halde neden Rusya gibi devasa ve zorlu bir toprağı işgale kalkıştı? Cevap, kendi kurduğu bir ekonomik silahla ilgiliydi: Kıta Ablukası.
Napolyon, İngiltere’yi diz çöktürmek için askeri değil, ekonomik bir yol denemişti. Kendi kontrolündeki ya da müttefiki olan tüm Avrupa ülkelerine, İngiltere ile ticareti tamamen kesme yasağı getirmişti. Amaç, İngiltere’nin ekonomisini çökertip savaşmadan teslim almaktı.
Ama bu ablukanın en zayıf halkası Rusya’ydı; Rus ekonomisi, İngiltere’ye tahıl ve hammadde satışına büyük ölçüde bağımlıydı. 1810’da Çar I. Aleksandr, kendi ekonomisini boğan bu ablukayı fiilen terk etti ve İngiltere ile ticarete yeniden izin verdi.

Napolyon için bu, hem ekonomik planının çökmesi hem de kendi otoritesine açık bir meydan okumaydı. Bu ihaneti cezalandırmak ve Rusya’yı yeniden itaat altına almak için 1812’de yaklaşık 600 bin kişilik dev bir ordu, “Grande Armée” (Büyük Ordu), Rusya sınırını geçti.
Ama Ruslar, Napolyon’un beklediği gibi doğrudan büyük bir meydan muharebesine girmedi. Rus generalleri, geri çekilirken ardında hiçbir şey bırakmayan bir “yakılmış toprak” taktiği uyguladı: tarlalar, köyler, erzak depoları, Fransız ordusu ulaşmadan yakılıyordu. Napolyon’un ordusu, ilerledikçe açlık ve tükenmişlikle boğuşmaya başladı.
Eylül 1812’de, Moskova’ya sadece birkaç gün mesafede, Borodino’da tarihin en kanlı tek günlük muharebelerinden biri yaşandı. Her iki taraftan onbinlerce asker öldü ya da yaralandı, ama kesin bir galip çıkmadı. Ruslar geri çekilmeye devam etti ve Napolyon, kısa süre sonra Moskova’ya girdi. Ama şehri neredeyse tamamen boşaltılmış ve büyük bir kısmı kundaklanarak küle dönmüş halde buldu. Aylarca beklediği barış teklifi hiçbir zaman gelmedi.
Peki Ya Napolyon Rusya’ya Hiç Girmeseydi?
Şimdi biraz hayal kuralım. 1812’de Napolyon, 600 bin kişilik dev bir orduyla Rusya’yı işgale karar verdi. Ama Ruslar, doğrudan çatışmadan kaçınıp geri çekilerek, geride hiçbir şey bırakmadan toprakları yakıp yıktı. Napolyon, Moskova’ya ulaştığında şehri neredeyse boş ve küle dönmüş buldu.

Eğer Napolyon bu seferden vazgeçseydi ya da kışın gelmesinden önce geri çekilme kararını daha erken verseydi, belki ordusunun büyük bir kısmını kaybetmezdi. Ama kararsızlık ve gurur, ordusunu Rusya’nın acımasız kışında oyalanmaya mahkum etti. Yüzbinlerce asker, dövüşerek değil, açlık ve soğuktan öldü. Bu sefer, Napolyon’un yenilmezlik imajının kırıldığı dönüm noktası oldu.
Çöküş: Waterloo ve Sonrası
Rusya bozgunundan sonra, Avrupa’daki güçler Napolyon’a karşı yeniden birleşti. 1814’te ilk kez tahttan indirilip Elba Adası’na sürgüne gönderildi. Ama pes etmedi, kısa süre sonra kaçıp Fransa’ya geri döndü ve “Yüz Gün” olarak bilinen kısa bir dönem için tekrar iktidara geldi.

Bu dönüş, 1815’teki Waterloo Muharebesi’nde son buldu. İngiliz ve Prusya kuvvetleri karşısında aldığı kesin yenilgi, Napolyon’un siyasi hayatının sonu oldu. Bu kez çok daha uzak bir yere, Atlantik Okyanusu’ndaki Saint Helena Adası’na sürgün edildi ve orada, altı yıl sonra hayatını kaybetti.
Neden-Sonuç Zinciri: Bir Adadan Bir Adaya
- Fransız Devrimi’nin yarattığı otorite boşluğu, disiplinli bir askeri lidere fırsat sundu.
- Napolyon’un askeri başarıları, halk desteğini ve siyasi gücü artırdı.
- 1799 darbesi ve 1804 taç giyme, onu mutlak bir imparator yaptı.
- Art arda kazanılan zaferler, neredeyse tüm Avrupa’yı Fransız etkisi altına aldı.
- Rusya seferindeki aşırı hırs ve gurur, orduyu felakete sürükledi.
- Bu bozgun, Avrupa güçlerinin yeniden birleşmesine ve Napolyon’un devrilmesine yol açtı.
- Waterloo yenilgisi, onu tarihin en uzak sürgünlerinden birine, Saint Helena’ya gönderdi.
İlginçtir ki, yaklaşık 130 yıl sonra bir başka lider, Adolf Hitler, Rusya’ya karşı benzer bir hataya düşecek ve aynı kaderi paylaşacaktı.
Az Bilinen Bir Gerçek
Napolyon, Saint Helena’daki sürgününde günlerini büyük ölçüde anılarını dikte ettirerek geçirdi. Bu anılar, ölümünden sonra yayınlandığında Avrupa’da bir “Napolyon efsanesi” yarattı; onu yenilen bir despot olmaktan çok, trajik bir kahraman olarak yeniden şekillendirdi.
Yani Napolyon, savaş meydanlarını kaybetmiş olsa da, kendi hikayesinin anlatımını son ana kadar kontrol etmeyi başardı.
İlgili Videolar
Sıkça Sorulan Sorular
Korsika adasında, orta halli, soylu olmayan bir İtalyan kökenli aileden geliyordu.
1804 yılında, kendini “Fransızların İmparatoru” ilan etti ve tacı kendi elleriyle başına koydu.
1812’deki Rusya seferi, ordusunun büyük bölümünü kışın soğuğunda ve açlıkta kaybetmesine yol açtı. Bu, yenilmezlik imajının kırıldığı dönüm noktasıydı.
Waterloo yenilgisinin ardından sürgün edildiği Saint Helena Adası’nda, 1821 yılında öldü.
Napolyon Rusya’ya, kendi kurduğu Kıta Ablukası‘na (İngiltere ile ticareti yasaklayan ekonomik ablukaya) Rusya’nın uymayı bırakmasından ötürü girdi.
Çar I. Aleksandr, 1810’da bu abluka Rus ekonomisini boğduğu için İngiltere ile ticarete yeniden izin vermişti. Napolyon bunu hem ekonomik planının çökmesi hem de kendi otoritesine açık bir meydan okuma olarak gördü ve Rusya’yı cezalandırıp yeniden itaat altına almak için 1812’de 600 bin kişilik ordusuyla sefere çıktı.
İlgili Yazılar
Fransız Devrimi: Bir Krallığın Yıkılışı, Bir Çağın Doğuşu
Waterloo Muharebesi: Bir Öğleden Sonranın Avrupa’nın Kaderini Belirlediği Gün
Dünya Savaşı Sonrası Berlin Sokakları. Temmuz 1945
Saraybosna Suikastı: Bir Kurşun Nasıl Dünyayı Savaşa Sürükledi?
Çanakkale Savaşı: Bir Cephe Nasıl Bir Ülkenin Kaderini Değiştirdi?
Düyun-u Umumiye: Bir İmparatorluk Nasıl Kendi Ülkesinde Yabancı Oldu?
Ekim Devrimi: Bir Çarlık Nasıl Bir Gecede Devrildi?
İstanbul’un Fethi: Bir Şehrin Düşüşü, Bir Çağın Doğuşu
