Bugün sizlere bir savaşın hikayesini anlatacağız. Ama bu öyle sıradan bir savaş değil. Kaybedilseydi belki bugün Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet hiç kurulmayacaktı. Kazanılmasaydı, bir tümgeneralin adı belki de tarihe hiç yazılmayacaktı: Mustafa Kemal.
1915 yılının başıydı. I. Dünya Savaşı bir yıldır sürüyordu ve Avrupa’daki cepheler kilitlenmişti. İşte tam bu sırada müttefikler, savaşı hızla bitirecek cesur bir plan yaptı: Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’u ele geçirmek.

Neden Çanakkale? Neden İstanbul?
Bu planın mimarı, o dönem İngiltere Deniz Kuvvetleri Bakanı olan genç Winston Churchill‘di. Fikir aslında basitti: Osmanlı Devleti, savaşın en zayıf halkasıydı. Eğer İstanbul düşerse, Osmanlı savaştan çekilir, Almanya bir müttefikini kaybeder ve en önemlisi, Rusya’ya deniz yoluyla silah ve mühimmat ulaştırılabilirdi. Rusya o sırada cephede zor durumdaydı ve bu yardım, savaşın gidişatını tamamen değiştirebilirdi.
Plan kağıt üzerinde mükemmeldi. Ama Osmanlı ordusu ve halkını, bu planda hesaba katmamıştı.
Boğaz’da Beklenmeyen Direniş

Mart 1915’te güçlü bir müttefik donanması, Boğaz’ı geçmek için harekete geçti. Ama Osmanlı’nın döşediği deniz mayınları ve sahil bataryaları, dünyanın en güçlü donanmalarından birine ağır kayıplar verdirdi. 18 Mart günü, birkaç saat içinde üç büyük zırhlı battı, birkaçı ağır hasar aldı. Müttefikler, denizden geçemeyeceklerini anladılar.

Bunun üzerine plan değişti: kara harekatı. Nisan 1915’te müttefik askerleri Gelibolu Yarımadası’na çıkarma yaptı. Ama burada da bekledikleri kolay zaferi bulamadılar.
Bir Yarbayın Sahneye Çıkışı
İşte tam bu noktada, tarihin akışını değiştirecek bir isim öne çıktı: Yarbay Mustafa Kemal. Conkbayırı’nda, düşman çıkarmasının en kritik anında, emrindeki askerlere söylediği söz bugün hâlâ hafızalarda: “Size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum.” Bu emir, cepheyi kilitleyen ve müttefiklerin ilerlemesini durduran dönüm noktalarından biri oldu.
Aylar süren siper savaşları, hastalık, susuzluk ve çok ağır kayıplar yaşandı. Sonunda müttefikler, Ocak 1916’da Gelibolu’yu tamamen boşaltarak geri çekildi. Osmanlı, savaşın en beklenmedik zaferlerinden birini kazanmıştı.

Peki Ya Müttefikler Boğaz’ı Geçseydi?
Şimdi biraz hayal kuralım. Eğer müttefik donanması Mart 1915’te Boğaz’ı geçmeyi başarsaydı ne olurdu? İstanbul büyük ihtimalle kuşatılır, Osmanlı Devleti savaştan erken çekilmek zorunda kalabilirdi. Rusya’ya açılacak yeni bir tedarik hattı, belki Rus ordusunun cephede daha uzun süre dayanmasını sağlayabilirdi. Bu da 1917’deki Ekim Devrimi’nin farklı koşullarda, belki de hiç yaşanmadan gerçekleşmesi anlamına gelebilirdi.
Daha da çarpıcısı: Çanakkale’de sivrilen bir yarbay olmasaydı, ya da orada ölseydi, Mustafa Kemal’in adı Kurtuluş Savaşı’na taşınmayabilirdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş hikayesi belki bambaşka bir isimle, bambaşka bir şekilde yazılacaktı. Bir tek cephenin sonucu, sonraki on yılların tüm haritasını değiştirebilirdi.
Neden-Sonuç Zinciri: Bir Zaferin Dalga Etkisi
Çanakkale’deki zafer, tek başına bir savaş kazanmaktan çok daha fazlasına işaret ediyordu:
- Osmanlı, savaşta beklenmedik bir moral zaferi kazandı ve birkaç yıl daha savaşa devam edebildi.
- Rusya, ummadığı bir tedarik sıkıntısıyla karşılaştı, bu da iç karışıklıkların derinleşmesine katkı sağladı.
- Mustafa Kemal, hem Osmanlı halkı hem de dünya kamuoyu nezdinde tanınan bir komutan haline geldi.
- Bu tanınırlık, birkaç yıl sonra Kurtuluş Savaşı’nda ona liderlik zemini hazırladı.
Görüldüğü gibi bir cephedeki başarı, yıllar sonra bambaşka bir ülkenin kuruluş hikayesinin temel taşlarından biri oldu.
ANZAC’lar
ANZAC, İngilizce Australian and New Zealand Army Corps ifadesinin kısaltmasıdır.
Türkçesi: Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birlikleri.
Çanakkale Savaşı sırasında sadece Osmanlı ve İngiliz-Fransız kuvvetleri değil, O dönem İngiliz sömürgesi olan, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan gelen ANZAC birlikleri de savaştı. Bu iki ülke için Çanakkale, o kadar derin bir ulusal travma ve gurur kaynağı haline geldi ki, bugün hâlâ her 25 Nisan’da “ANZAC Günü” olarak anılıyor. Yani bu savaş, dünyanın öbür ucundaki iki ülkenin ulusal kimliğine de damga vurdu.
Sıkça Sorulan Sorular
Deniz muharebeleri Şubat-Mart 1915’te, kara muharebeleri ise Nisan 1915’te başladı. Müttefik kuvvetleri Ocak 1916’da tamamen çekildi.
Planın mimarı, o dönem İngiltere Deniz Kuvvetleri Bakanı olan Winston Churchill’di.
Yarbay rütbesiyle katıldığı savaşta, özellikle Conkbayırı’ndaki savunmasıyla müttefiklerin ilerlemesini durdurdu ve tanınan bir komutan haline geldi.
Osmanlı Devleti, müttefik kuvvetlerin Gelibolu’dan tamamen çekilmesiyle savaşı kazandı. Bu zafer, hem Osmanlı’nın savaşa devam etmesini sağladı hem de Mustafa Kemal’in ileride Kurtuluş Savaşı liderliğine giden yolunu açtı.
İlgili Yazılar
Ekim Devrimi: Bir Çarlık Nasıl Bir Gecede Devrildi?
Waterloo Muharebesi: Bir Öğleden Sonranın Avrupa’nın Kaderini Belirlediği Gün
Saraybosna Suikastı: Bir Kurşun Nasıl Dünyayı Savaşa Sürükledi?
Fransız Devrimi’nin Mali Kökenleri: Bir Krallık Nasıl İflasla Yıkıldı?
Düyun-u Umumiye: Bir İmparatorluk Nasıl Kendi Ülkesinde Yabancı Oldu?
Fransız Devrimi: Bir Krallığın Yıkılışı, Bir Çağın Doğuşu
Truva Savaşı: Efsane mi, Gerçek mi? Arkeologların Bulduğu Şaşırtıcı İzler
Dünya Savaşı Sonrası Berlin Sokakları. Temmuz 1945
